Aman Da Bravo’ya gerçekten bravo

Michelin listeleri açıklandığında, sayılan mekanların büyük kısmına halihazırda gitmiş olduğumu fark ettim. Bu mekanları şimdi daha fazla insan denemek isteyecek, muhtemelen gitmeden önce de internette araştıracaktır. Ama son 3-4 yılda mevzu tamamen “bir paragraflık Instagram postu” boyutuna kaydığı -ve bilmediğiniz bir yeri üç cümleyle anlamak hiç de mümkün olmadığı- için, daha önce yaptığım ziyaretleri de buraya taşımam gerektiğine kanaat getirdim. Okumaya başlamadan önce tek unutmamanız gereken, bu tarz mekanlarda menünün değişken ve mevsimsel olduğu, dolayısıyla her gittiğinizde aynı yemekle karşılaşmayacağınız, ki bir bakıma bu da bu tarz yerlerin özelliği diyebiliriz. O yüzden gittiğinizde “aynı tabakları” bulamayacaksınız ama mevsime, yeniliklere göre tasarlanmış tabaklarda “aynı tarzı” bulacaksınız.

Michelin Rehberi’nin Bib Gourmand kısmında yer alan ama ne fiyatça ne de yemek kalitesi bakımından bazı yıldızlılardan aşağı kalmayan (hatta şahsen Araka’dan çok daha iyi bulduğum) Aman da Bravo’yu yakın arkadaşlarımdan Demir’le birlikte denemiş ve o gün sunulan menünün büyük bir kısmını yiyerek mekan üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapacak bilgiye de mideye de erişmiştik doğrusu!

Gerçekten çok iyi bir bistronomi örneği olan Aman da Bravo, yemek kalitesinin üst düzey olduğu gerçek bir şef restoranı. Masa sayısı az, menü daima şaşırtıcı başlıklarla dolu. Mekansa hem şık hem klasiklikten uzak ambiansıyla bence çok cazip. Ama eğer “havalı” görüntü, tın tın müzikli klasik bir yer bekliyorsanız, orası burası değil! Bistronomik mekanları fine dining’den ayıran biraz da bu, yemek kalitesi asla daha aşağı değil hatta daha yukarıda, ama menüler “garanti tatlar”dan daha yaratıcı ve şaşırtıcı seçeneklerle dolu, ortamsa “casual şık”. Kısaca ambianstan ziyade tabağın içindekine oynanan yerler…Tam da bu yüzden ben huylu, Demir benden huylu olmamıza rağmen yediğimiz şeylere bayıldık!

Başlangıç olarak aldığımız bombay fasulyeli keçi peynirli kestane mantarı muazzamdı, keçi peynirinin kalitesi kendini hemen belli ediyordu. Daha önce Rita’da deneyip beğenmediğimiz sucuklu karides ise burada başarılıydı, zira karides sucuklara sarılmış ve tadı birleşmişti. Ama yine de bana sorarsanız karidesin o hafif tadını sucukla bastırmak gerekli mi, emin değilim… Fakat altındaki fesleğenli polenta inanılmazdı, ki ben polenta pek sevmem. Fotoğrafta maydanozların altında kaldığı için silme kıymalı olduğu belli olmayan humus ise yine başarılı, ama bir Antakyalı olarak Demir humusu soğuk sevenlerden, ben de katılıyorum. Izgara Yedikule marulu ise tek kelimeyle efsaneydi! “Izgara marul mu?” dediğinizi duyar gibiyim, ama demeyin! O sos, o ızgara marula ne kadar yakışmış anlatamam. İkimiz de “Bunu günde üç öğün yiyebiliriz!” dedik, o derece… Yeşil salata ise tazecik, çıtır çıtır ve mükemmel soslanmış haldeydi, öyle ki Demir “Uzun süredir yediğim en iyi salataydı” dedi. Salata deyip geçmemek gerek, gerçekten iyi bir salata çok fark ettiriyor ve benim için bir restoranın ayırıcı unsurlarından biridir.

Ana yemeklere gelince… Demir mercimek dal (Hintçesi “dal makhni”) üzerinde kuzu incik söyledi, pek tabii ben de tattım. Mükemmel pişmiş, yumuşacık bir etti ve porsiyonu da cidden büyüktü. Kendi adına çok memnun kaldı. Bense güzel yapılmış bir sosla birlikte olduğunda eti daha çok seviyorum, o yüzden Thai bonfile söyledim. Bonfilenin yumuşaklığı, dışının cızırdamış içinin ise kırmızıya yakın pembelikte oluşu mükemmeldi. Sosunun asiditesi çok yerindeydi, altındaki tarhunlu maş fasulye&kinoa pilavı ise hiç beklemediğim kadar lezzetliydi, hafif acılıydı ve etle uyumu çok çok iyiydi. Yine etlerle birlikte yediğimiz salatalıklı, kabaklı, havuçlu salata ise çok ferah ve iyi bir eşlikçi oldu, bu da çok iyi soslanmış bir salataydı. Burası salata işini çözmüş yani, ki normalde ana yemeklerin gölgesinde kalıyor ve umursanmıyor bu meseleler, burada ciddiye alınması bizi mutlu etti.

İki kişi altı başlangıç ve iki ana yemek yedikten sonra tatlıya yeri kalmaz normalde, ama biz o “iki kişi” değildik! Zira yemeklerin üstüne üç porsiyon da tatlı yedik. Önce birer top biberiyeli dondurma ve melisalı&lime’lı sorbe söyledik, sonra da vişneli çikolatalı mus. Mustaki çikolata çok yoğun ve benim gibi “restoran menülerinde neden hep çok hafif tatlılar var!” diye isyan eden birini bile tatmin edecek nitelikteydi. Ama, esas dondurma ve sorbe inanılmazdı, özellikle biberiyeli olana bittik! Eh, bir incelik de mekandan geldi, bize üstünde incirle servis edilen keçi peynirli cheesecakelerinden ikram ettiler, biz de ikramı geri çevirmedik, onu da tadarak turu tamamladık.

Sonuçta iki kişi (biri ikram) toplam 11 tabak denedik ve çok memnun kaldık. Kokteyllerden de greyfurtlu kakuleli cin tonik ve lime’lı margaritayı deneyip pek beğendik, başlangıçlarla iyi gitti, yemekle de birer kadeh Ararat içtik, ki muhteşem bir şarap, ilgilisine tavsiye etmiş olayım. Fiyatlar artık çok değişken olduğu için bir şey söylemek anlamsızlaşıyor, ama bizim kadar abartmamak şartıyla kişi başı 1000-1500 liraya çıkılabileceğini tahmin ediyorum. Şahsi fikrim de hem porsiyonların büyüklüğü, hem servis, hem de en önemlisi lezzeti göz önüne alındığında Aman da Bravo’nun kesinlikle karşılığını verdiği yönünde. Şef İnanç Çelengil’in özenini taşıyan bu mekan, özel tabaklar denemek isteyenlere kesinlikle tavsiye…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s