Yemyeşil bir göle nazır restoran, Borovo Oko

Dokuz güne bağlanan bayram tatilinde, sınırı şöyle bir geçmeye karar verip tatili de Ahbetbey’deki Bahar Köftecisi’nin lezzetleriyle başlatmıştık. Ardından babamın köfteleri, halamın sarmaları, benim kuzu kaburgadan yahnim derken birkaç günü nefis ev ortamında takılıp rakija’ları hüpleterek geçirdik. Tabii rahat durmadık, sonuçta gezmeye de geldik! Babamın bizi yıllar önce götürdüğü, çok güzel ve sakin bir göl kenarında, ağaçların arasındaki Borovo Oko’ya tekrar gitmeye karar verdik.

Borovo Oko, aslında Targovishte’deki bu yemyeşil, salkımsöğütlerle çevrili gölün adı, yani restoran ismini gölden alıyor. (Yanlış hatırlamıyorsam anlamı da “çam gözü” demekmiş.) Bulgaristan’ın pek çok yerinde olduğu gibi güzel etleri ve yavaş servisi var. Bu “yavaş servis” olayını baştan biraz açayım, çünkü aksi belirtilmedikçe her yerde bununla karşılaşacaksınız: servis sektörü Türkiye’de alıştığımıza göre çok yavaş, çünkü öyle çalışıyorlar. Siparişlerinizin üstünden yarım saat geçtiyse boşuna “Yahu burada servis çok yavaş” deyip bir sinirle kalkmayın, çünkü oturduğunuz yeni yerlerde de böyle olacak. Kültürel bir fark bu. O yüzden acıkmanıza 1 saat kala bir yere oturup sipariş vermenizi öneririm. Önden içkinizi alın, hafif hafif yudumlayarak salatanızı bekleyin, zira oranın çoban salatası diyebileceğimiz peynirli şopska salatın gelmesi bile yarım saatten az sürmeyecek. Eğer çok çok açsanız, restorana oturmadan bir yerde ağzınıza baniçka, kifla filan atın, restorana öyle oturun.

Siparişlerimizi bu durumu göz önünde tutarak verdik, önden peynir tabağı ve şarap, bira söyledik. Biz biralarla oyalanırken güzel bir şopska geldi. Peynirler -küflü olan hariç- hiç özel değil, ama meyve sebze konusunda malzeme hep çok taze oluyor. Oturalı yaklaşık bir saat olmuşken ana yemeklerimiz de gelmeye başladı. Bulgaristan’ın hayvancılığı gelişkin, zaten malum, Trakya ve Balkanlar güzel etleriyle meşhurdur. Porsiyonlar da ülke genelinde büyük, burada menüde yemeklerin gramajı da belirtiliyor, güzel bir özellik. Önce 2 porsiyon kuzu pirzola geldi sarımsaklı kekikli nefis patatesler üstünde. Bana hiç çekmeyen yeğenim tam bir et delisi ve kuzu pirzolaya bayıldı. Ben de tattım elbette; gerçekten güzel, aromalı, temiz, yumuşak bir etti. Başarılı bir pişirim.

Babam tercihini balıktan yana kullandı ve yediği levrekten memnun kaldı. Benimse canım biraz sebzeli bir şeyler istiyordu ve genelde Türkiye’deki sac kavurmaya benzer güzel güveçler yapıyorlar, o yüzden ben de biber, domates, mantar üstünde tavuk istedim. Bu epey büyük bir yemek (700 gram diyordu) o yüzden kesinlikle 2 porsiyon gibi düşünmekte fayda var. Basit ve lezzetli, yaza yakışan böyle yemekleri severim doğrusu. Hep beraber cızır cızır güveçte gelen tavukları ve sebzeleri paylaştık, biraz zorlansak da bitirdik! (arzu edilirse domuzlusu da var)

Biri ergen (bu, yetişkinden daha çok yemek yiyor demek oluyor!) dört kişi, bira ve şarap gibi az alkol dahil, kuzu-balık-tavuktan oluşan 5 porsiyon ana yemek, salata, peynir tabağı ve ekmeğe (ekmek genelde ekstra mekanlarda) 105 leva, yani 1000 lira gibi bir fiyat ödedik. Türkiye’yle kıyaslanınca, kur farkına rağmen yine de inanılmaz geliyor! Servis de ülke genelinde yavaş olabilir, ama et başta olmak üzere malzeme kalitesi daha yüksek ve genel olarak daha “dürüst”.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s