İstanbul’da gerçek bir Antakyalı: Antakya Mutfağı

Bazı şeyleri en baştan söylemeli: Bahsedeceğim yer, İstanbul’da en sık gittiğim, en sevdiğim iki yerden biri, İstiklal’e açılan Küçükparmakkapı sokaktaki Antakya Mutfağı ve ben onlarca kez gitmenin, defalarca tavsiye edip hiç mahçup kalmamanın rahatlığıyla size önereceğim burayı. Çünkü burası, “müdavimine başka, ilk kez gelene başka” davranılan bir yer değil. İlk kez gittiğimde ne oldu da ben buraya hayran olup herkese tavsiye ettim, mesele orada zaten…

Yaklaşık iki yıl kadar önce, Londra’dan gelen arkadaşım Berza şöyle güzel mezeleri, etleri özlediğini söyledi. Ben de o günlerde bir tavsiye üstüne denemek istediğim Antakya Mutfağı’nı önerdim. Soğuk bir kış günüydü, hiçbir tabelası olmayan bu küçük restorana 4 kat merdiven çıkıp varmış, masamıza oturmuştuk. Sohbet, muhabbet zaten güzeldi, özleşmiştik, ama esasen o akşamı en güzel kılan şey, uzun zamandır bulamadığım kadar güzel esnaflığı, turistik olmayan hakiki Antakya yemekleriyle birlikte bulabilmemizdi… İstanbul’da yeni yerler denemek bir yandan risktir, sinirinizin zıplaması çok olasıdır. Biz ise o lokantaya ilk defa adımını atan insanlar olarak öyle güzel ağırlandık ki, kendimisi şu süslü “müşteriye misafir diyelim” yapaylığında değil, sahiden bir yere misafir gitmişiz gibi hissettik. Mekandan, sahibi Can Kar (ki artık benim için “Can Abi”dir) ve oğlu Sofo’nun ilgisinden öylesine etkilendim ki, o ilk akşamdan sonra mekanı değerlendirmek için şu yazıyı yazdım:

“Dün akşam uzun süredir İstanbul’da görmediğim tarzda bir esnafla karşılaştım, fiyatı hiç mi hiç şişirilmemiş yemekler yedim, çok uzun süredir değil kebapçı herhangi bir mekanda denk gelmediğim kadar güzel çay içtim ve çok huzurlu bir akşam geçirdim. ‘İçkili lokanta’ diyebileceğimiz bu güzel mekanın adı Antakya Mutfağı, ben de tavsiye üzerine öğrendim ve dün akşam Londra’dan kebap aşkıyla gelen Berzacığım ve Alp’le birlikte mekanın menüsünün yarısını filan yedik.

Burayı bilmediğime başta şaşırmıştım ama meğer bu güzel yerin özelliği buymuş: Tabelası yok, instagrammer’lara yemek ısmarlama yok, bilen-yiyen-seven gelsin, beğenen yanında yeni arkadaşını da getirsin mantığıyla tam tamına 13 yıldır ayaktalarmış. Biz sahibi Can Bey’le dün akşam epey muhabbet ettik. Hakikaten esnafımızda çok görmediğimiz ‘Kaç kişiye iyi hizmet verebiliyorsam onla sınırlı kalayım’ anlayışına sahip. ‘Ben burayı ailemle işletiyorum, bu kadar kişiye ancak yetişebiliyoruz, hem bizim zaten müdavimimiz çok. Burada o Antakya ruhu hâlâ yaşasın istiyoruz, Hristiyanı, Alevisi, Sünnisi bir arada yesin içsin istiyoruz, zamanla müdavim müşterilerimiz birbirini tanır, birbirlerine hal hatır sorar, rakı tokuşturur oldu, biz de bunu seviyoruz zaten’ dedi. Hakikaten müşterilerin çoğuyla muhabbetleri vardı gördüğüm kadarıyla, bilmem bize mi denk geldi… Servis inanılmaz özenli, Can Bey de, oğlu Sofo da bize kusursuz şekilde yardımcı oldular. En basiti ‘Rakı neyiniz var?’ diye sorduğumuzda ‘Yeni Rakı var ama istediğiniz herhangi bir şey varsa hemen aldırtalım’ dediler. Bu cevabı duymak bile çok önemli, bilmem anlatabiliyor muyum?

Yemeklere gelirsek, zeytin salatası, zahter salatası, abagannuş çok güzeldi. Tuzlu yoğurt zaten efsane bir şey, ondan bittikçe istemek durumunda kaldık benim yüzümden. Muhammara benim için biraz fazla acı, ama acı sevene güzel gelecektir, benim eşiğim düşük. Mezeler makul fiyatlı ve meyhane tipi küçücük tabaklarda değil gayet güzel porsiyonlarla geliyor. Mezelerin yanında gelen lavaş çok güzel, düz lavaş değil ‘kirli’ dedikleri tarzda, yağlı-biberli ve ne yazık ki çok lezzetli olduğu için çok yediriyor! Mezelerle birlikte kaytaz aldık (bir nevi kıymalı pide, ama daha böreğimsi), gayet güzeldi. Sonra içli köfte aldık, ben çok beğendim, dışı çıtır ve incecikti. Ortaya bir Heybeli beyti, bir de sini kebabı söyledik. Sini kebabı güveçte cızır cızır geliyor. Herhangi bir içkili mekanda bu fiyata kebap görmeye pek alışkın olmadığım için bir şaşırdım doğrusu, ama porsiyonları gayet tatmin edici büyüklükte…

Şimdi burada benim için gerçekten mühim bir parantez açacağım izninizle: ÇAY. Yemeğin sonlarına doğru çay söyledik. Önümüze bıraktılar. Konuşuyoruz. ‘Ay bir dakika, çay çok güzel kokuyor’ dedim. Karbonatlı çay değil de güzel kokan çaya hasret kalıyoruz çünkü mekanlarda yahu! Tadınca hepimiz bayıldık, katran karası, zehir gibi acı çay değil, olması gerektiği gibi, mis gibi çay gelmiş önümüze, saadete bak! Utanmadık, hepimiz 5-6 bardak çay içtik. Açık açık da söyledim ‘Çayınız çok güzel, hayret ettim, ayıp olmazsa bir daha isteyeceğim’ diye, ‘İstediğiniz kadar için, ne demek’ dediler, biz de bir demlik içtik. Pişman değiliz!

Ha çayı kuru kuruya içmedik tabii. Bir künefe, bir de katmer söyledik. Künefeyle çok aram yok benim, katmerciyim. Ve katmer hiç fena değildi! Çıtır çıtır, ince ve gayet hafifti. Ve bir başka güzellik, bize ceviz ve patlıcan tatlısı ikram ettiler. Özellikle patlıcanın tadı öyle güzeldi ki, baharatı, şekeri, her şeyi yerli yerinde. Çok beğendiğimi ilettim, ‘Ticari bir şey değildir, kendi ürünümüz’ dediler. Meğer anneleri Antakya’dan yapıp yolluyormuş.

Fonda hafif Zeki Müren, gürültü uğultu yok, fiyatlar makul, mezeler güzel, servis ve nezaket ekstra ekstra güzel, e haliyle fiyat/performans çıtası gözümde epey fırladı. Berza da bir ara “Kalkıp insanlara sarılacağım, nasıl bir yer burası yahu” dedi, düşünün artık! Bu güzel yer Taksim Küçükparmakkapı sokakta, 9 numarada, en üst kata çıkıyorsunuz, kapıyı çalıyorsunuz, işte orası. Berzacığımın şansına biz gerçekte inanılmaz memnun ayrıldık, umarım giden olursa onlar da memnun kalırlar.”

Önde Harbiye usulü tavuk, arkada beyti kebap, kaytaz, abagannuş, zahter salatası, zeytin piyazı, humus ve yağlı-biberli lavaş, yani tam bir Antakya sofrası…

Bu yazıyı yazmamın üstüne merak eden başka arkadaşlarım oldu tabii. Ardından hep birlikte gittik, sonra bir kere daha, bir kere daha… Gittikçe sevdik, sevdikçe müdavim olduk. Ama işte görüyorsunuz ya, bizi müdavim yapan zaten bizi hiç tanımazken o ilk akşam gösterdikleri nezaket, ihtimam ve yemeklerinin lezzeti oldu. Yağını, salçasını Antakya’dan getiren, zeytin piyazını halhalı zeytinle yapan, gerçek Antakya lezzetlerini yerel ürünlerle yaratan ve işini gerçekten çok iyi yapan Can Abi ve Sofo, ne bizi gittiğimize bir kez olsun pişman etti, ne önerdiklerimize yüzümüzü kara çıkardı. Pandemiden sonra ne yazık ki birçok işletme maliyetleri kısmak adına lezzetlerden, kullandıkları malzemenin kalitesinden veya porsiyon büyüklüğünden feragat etme yoluna gitti. Bu süreçte gittiğim iki düzenli yerden biri olan Antakya Mutfağı için şunu söyleyebilirim ki, burası pandemi öncesi neyse o. Tek değişen, kumaş örtülerin üstüne serilen tek kullanımlık örtüler, paketler içinde gelen servis gibi detaylar. Ne yemekte kaliteden taviz verilmiş, ne fiyatlar iki katına fırlamış; her şey alıştığımız ve sevdiğimiz gibi, sade, gösterişsiz, süssüz, ama lezzet odaklı.

Doğrusu Antakya’nın yemek kültürü zaten en sevdiğim şeyleri bir araya getirişiyle benim Türkiye mutfakları içinde favorim. Zeytin piyazı, zahter salatası, muhammara, humus, ful, abagannuş, sürk salatası gibi mezeler ve yanında gelen kaytazlar, kibbeler, etler sayesinde bir insan bir Antakya lokantasında vejetaryen, hatta vegan arkadaşını da, ketojenik beslenen birini de aynı anda rahatça ve afiyetle ağırlayabilir. Yeter ki orası lezzeti düşük, gösterişi fazla turistik mekanlardan olmasın… Eğer Antakya yemekleri konusunda benzer fikirlere sahipseniz, Antakya Mutfağı‘nı muhakkak denemenizi, yoğurularak yapılan kısırı, muhammarası, tuzlu yoğurdu, zeytin piyazı, sürk salatası başta olmak üzere çeşit çeşit mezelerini denemenizi, ev lahmacunu tadında lahmacunundan ve kaytazından yemenizi, bol baharatla terbiye edilip dışı çıtır içi sulu sulu pişirilen Harbiye tavuğundan (ki buranın en ünlü tabaklarından biridir) illa ki sipariş etmenizi, keyfinize göre seçtiğiniz kebaplarından yemenizi (beyti ve dana şişini özellikle seviyoruz), altın vuruşu da ham ceviz tatlısı, patlıcan tatlısı, çıtır kabak tatlısı veya fıstıklı burma ile yapmanızı tüm kalbimle öneririm.

6 thoughts

  1. Şu pandemi günün birinde biter ve İstanbul’a kavuşmak mümkün olursa Funda’yı da örgütleyip ilk gideceğim yer olacak. Hatay mutfağına (özellikle mezelerine, etler olmasa da olur 🙂 bayılıyorum zira. Sevgiler…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s