Antep 1: İki kebapçı, bir meyhane

Geçtiğimiz günlerde hem Antep hem de İstanbul’un gastronomi tarihiyle ilgili bazı araştırmalar için Antep’e gittik. Farklı isimlerle görüşmeler yaptığımız bu seyahatte, elbette iş sadece konuşmakla bitmedi, zaten Antep gibi bir şehirde bu nasıl mümkün olabilirdi ki? (Doğrusu mümkün olmasını da istemezdim!) Antep sözü edilince İmam Çağdaş, Küşlemeci Halil gibi isimler zaten direkt olarak akla geliyor tabii; ama doğrusu artık biraz da turistikleşmiş bu yerlerden ziyade, şehrin halkının da gündelik olarak tercih ettiği yerleri denemekti muradım. Yanımızda has Antepliler de olunca bu gibi yerleri bulmak elbette zor olmadı!

Antep, Antakya gibi şehirlerde ciddi bir “kasap” kültürü var, kasaptan et seçip pişirtmek, fırına tepsiyle kebap göndermek gayet sıradan, hatta eskiden kebapçıların ve tatlıcıların bir olduğunu da biliyoruz. Bugün aynı kültür devam ediyor, bu yüzden pek çok iyi et yiyebileceğiniz yerin adı “kasap” (İstanbul’da da Hocapaşa’da böyle meşhur bir “Kasap Osman” vardı, bilenleriniz vardır kesin), bizim ilk durağımız da Sultan Kasap oldu nitekim. Şehrin civcivli kısmının az dışında, Şehitkamil’deki bu dükkanda etinizi seçip dilediğiniz gibi pişirtebiliyorsunuz. Ayrıca gerçekten nefis bir tandırları var. Olması gerektiği gibi, aceleye getirmeden pişirilmiş tandırda etin bütün yağı erimiş, suyuna bırakmış, et de yumuşacık ve lif lif. Biz tandırın dışında kıyma kebap, sebzeli kebap, küşleme ve pirzola da yedik. Hepsi hakikaten son derece lezzetli, kurutulmadan tam kıvamında pişirilmişti. Ocakçısının ehil biri olduğu belli. Masaya gelen piyaz, salata, ezme gibi yancıların da hepsi gayet iyi, hatta açık söyleyeyim, bence esas şu “tablacı salatası” stilinde salatalar çok başarılı, şöyle tazecik reyhanlı filan, işte insana esas et yediren bu salatalar oluyor! Her şeyin özenli geldiği bu yer standart görünümlü, zaten gündüz esnafın daha çok tercih ettiği bir yermiş. Havalı bir görüntü beklemeden güzel et yemek istiyorsanız rahatlıkla gidilebilecek bir mekan, zaten fotoğraflar sanırım etin kalitesini yansıtmaya yetiyordur!

İkinci kebapçı tavsiyem ise biraz daha ünlü, artık bilenin bildiği bir yere ait, Kebapçı Ömer. Çarşıya daha yakın olan Ömer’in yeri tam bir salaş kebapçı mekanı. Çok az masası var, ayakta veya biraz bekleyerek yiyebilirsiniz, zaten yiyen kalkıyor. Az bekleyip sandalyeye çökerek köpük tabakta kebap yemekle derdi olmayanlar mis gibi kıyma kebap, kuzu şiş, yağlı kara yiyebilir. Enteresan şekilde tavukları da hoşuma gitti, normalde kebapçılarda tavuk hoşuma gitmez, ama bunun terbiyesi iyiydi. Salata da kallavi porsiyon, o da köpük tabakta. Yine şehrin yerlisinin sıkça gittiği, gelene de tavsiye ettiği Ömer’i beğenme ihtimaliniz yüksek.

Bahsedeceğim üçüncü yer ise kebap yapsa da özünde bir meyhane, Akınal Gar Lokantası. Tipik Cumhuriyet mimarisinin izlerini taşıyan gar binasına kurulu bu meyhane, aslında bir dönemin anlayışını da yansıtıyor; her şehirde en azından bir tane tertipli, servisi iyi, beyaz örtülü, düzgün yemek yenecek içkili bir lokanta bulunması anlayışını… Duvarda asılı enstrümanlar, fotoğraflarla çok tatlı bir havası var buranın. Mezeler dizili, sıcak yemek tarzında da bir iki çeşit var ve tabii ki kebap yapıyorlar! Elbette yemekleri sıradışı değil ya da şehrin en iyi kebabı burada yapılmıyor, ama gar meyhanesi insana o dönemi anımsatan tarzıyla bence Antep’e gidildiğinde sırf bu havası için uğranması iyi olacak bir yer. Antep peyniri, ezme, turşu, sucuklu humus gibi mezelerin üstüne Ali Nazik yiyip rakılarımızı yudumladığımız bu mekanı da, o akşam masadaki eğlenceli muhabbetlerimizi de ben hep hatırlayacağım mesela. Sonuçta yemek dediğimiz şeyin doğasında bu da var, olay sadece tabağın içindekinin lezzeti değil, biraz da bizim modumuz, ortamın havası, gülüp eğlenmenin tadı… Ne yazık ki meyhanenin kapatılacağına dair söylentiler var, umarım öyle bir hataya düşmek yerine bu nostaljik mekanı sonuna kadar yaşatmayı seçerler.

Her üç yer de makul fiyatlı, güzel lezzetli, şehrin yerlisi gibi rahat rahat takılabileceğiniz, merkeze yakın yerler. Zaman sınırınız olduğunda yakınlık da önemli oluyor tabii, ama neyse ki Antep’te -İstanbul’un aksine- taksi bulma sorunu da çılgın trafik derdi de yok zaten, dolayısıyla hemen her yer merkeze arabayla maksimum 10-15 dakika!

Sonraki yazılarda Antep’in tatlıcılarından kahvecilerine mekan mekan gezmeye devam edeceğiz!

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s