Burgazada havası, akşamüstü rakısı

Eylülü karşılarken havaların normalleşmesiyle bir oh çeken zannederim ki yalnız ben değilim. Plan program yapmaya, gündüzün tadını çıkarabilmeye başladık. Yazlıkçılar da şehre dönünce, tatiller yapılıp bitirilince şöyle topluca bir araya gelmek de farz oldu. “Bu yaz hiç ada havası alamadık” diye düşünürken, tesadüf, iki arkadaşımdan daha ada önerisi geldi. Hadi gidelim madem. Büyükada çok kalabalıktır tabii, o değil, başkası olsun! Mesela neresi, mesela Burgazada!

Adalara gidişin kendi bile güzel zaten, efil efil esen vapurda başlıyor daha keyifler yerine gelmeye. Rakı masasına dair hususi sevdiğim iki şey vardır; akşamüstü erkenden başlamak ve mezeyle içmek, ana yemeğe hiç girişmemek. Bu yüzden benim için mezelerin kalitesi çok önemli; zira odağım balık yemekse yanında genelde beyaz şarap içerim; eti güzel olan mekanlarda da genelde iyi meze bulunmaz, eşlikçi olarak rakı içsem de o akşam rakı “eşlikçi” olur yalnız, “rakı masası” değildir benim için o sofra. Odağın rakıda olduğu akşamlarda ben en çok güzel soğuk meze, belki azıcık da sıcak eşlikçi isterim.

Dünkü Burgazada sofrası işte tam öyle bir rakı sofrasıydı. Ve çok şükür ki, Burgazada Barbayani uzun süredir herhangi bir meyhaneden olmadığım kadar memnun olduğum, olduğumuz bir akşam yaşattı. Sahilde iki Barbayani var, karışıklık olmasın bu yüzden, benim beğendiğim daha küçük olan, 19/A no’lu. Adını Yanni Lorencu’dan alıyor mekan, ama bugün maalesef aileden kimse kalmamış mekanda. Yine de sürdürülmeye çalışılan bir “eski İstanbul meyhaneciliği” var ve bu çok kıymetli. Adalar’da yahut genel olarak deniz kıyısındaki mekanlarda iyi lezzet bulmak zor, herkes “manzara satıyor” ve bu yüzden iyi meze, iyi servis bulmak zorlaşıyor. Çok şükür ki burada öyle değildi… Bir kere iyi bir meyhanede olması gereken bir şeye sahipler, kendi imza mezelerine. İkincisi, iyi bir meyhanede olmaması gereken bir şeye de sahipler, onlarca masaya değil birkaç masaya… Burası minik, güzel, kendi halinde bir yer. Bizim gibi on kişilik masa isteyecekseniz vakitlice rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Lüks beklemeyin, o tarz son moda meyhanelerden değil. Zaten yeni bir yer hiç değil, uzun zamandır bileni çok. Ama son vapur yaklaşırken görebileceğiniz gibi, bir kol boyu denize… Sonra güzel meze dolabına çevirin başınızı, rengarenk meze tepsileri sizi karşılıyor. Çeşit bu kadar bol olunca hem klasiklerden gitmek isterim hem mekana özel olanlardan…

Başlayalım, önce klasikler:

Olmazsa olmazı bir meyhanenin iyi bir peynir temin etmektir evvela. Peynir çok güzel, sert ve yağlı. Kavun ise tatlı ve kokulu. Patlıcan salatasının çok çeşidi var ama dostum Deniz “sarısını sever”, hani şu hafif kremamsı olan kıvamdakinden. O kadar iyi yapmışlar ki, ben Deniz’den çok yedim. Çok basit görünebilir, birçok yerde sarısı da vardır, ama buradaki kadar güzel tutturulmuşuna ben çok az denk geldim. Atomun yoğurdunun kıvamı iyi duruyor. Kaya koruğu diri, ama az daha limonlu olsa iyiymiş. Levrek marinin de iyisi az bulunur ve buradaki hiç fena değil, balıklar diri diri. Sosu az daha koyu kıvamlı olsa efsane olurmuş, fakat yine de kesin alınır. Lakerdayı kendileri mi yapıyorlar yoksa alıyorlar mı sorma fırsatım olmadı, tuzu epey alınmış, kıvamı güzel bir lakerda, şeker gibi mor soğan eşliğinde geldi. Şimdiye dek her şey pek güzel!

Bazı mezeler ise biraz daha mekanın dokunuşunu taşıyordu ve şansımıza, onları da çok beğendik. Örneğin klasik bir haydari almak yerine yoğurtlu başka bir şey deneyelim dedik ve bu kavrulmuş bademli zaho otu gözümüze pek güzel gözüktü! Tadı da sahiden nefis çıktı. Yemyeşil görünen Girit ezmelerine dayanamadığım için onu da sordum, tam Girit ezmesi gibi değil, mis gibi fesleğeni avokadoyla karıştırmışlar. E yakışır zaten, nitekim yakışmışlar, ben de tabakta diğerlerine yakıştırdım kendisini. Balık mezelerine bakarken fıstıklı, kuşüzümlü, fesleğenli mezgit gözümüze çarptı, “Spesiyalimizdir” dediler, hakikaten bayıldık! Ve el kesimi patates cipsi… Şimdi bu da klasik ve basit bir tat, ama ne yazık ki, dostum Neşe’nin çok haklı tespitiyle “Bunlar basit ama o kadar fabrikasyon hale gelmiş tatlar ki, iyisini gördüğümüzde özel muameleyi hak ediyor!” Böyle elde incecik kesilmiş, biber, maydanoz ve sarımsakla terbiyelenmiş, sıcacık, çıtır çıtır patates yapan yer bulunca bence bunu da mekanın spesiyalleri arasına koymak lazım, ki dört dev tabak yediğimizi düşünürsek tadı da malumunuz olmuştur! Son olarak ferahlatıcı bir şey almak istediğimizde -ki benim gibi meyveli salata delilerine hassaten hitap eder- karışık otlu, minicik elmalı ve çilekli salata da son dokunuşu yaptı.

Bir başka güzel detay, otlu mısır ekmeği. Vallahi mezelere yakışıyor!

Epeyce meze saydım ama bir bu kadar daha vardı, emin olun. Çeşit gayet muazzam. Tabii biraz sıcaklar da tadılmak istendi. Levrek simit, başta benim çok ilgimi çekmese de, sunumunu gördüğüm anda pek beğendim. Ben kızarıp gelecek zannederken güveçte, pek güzel soslanmış, üstüne karışık ot ve biber konarak geldi. İşte böyle olunca dümdüz olmamış da leziz olmuş, afiyetle yedim. Kalamarlar ne yazık ki çok başarılı değildi, ama o kadarı nazar boncuğu olsun artık şu masada… Ahtapot ise çok güzel geldi, pamuk gibi pişirilmiş, sarımsakla terbiyeli, porsiyondaki kol da işaret parmağım gibi gelenlerden değil.

Tüm bunların yanında, şu sıralar favorimiz olan Efe Gold’un iki büyüğü içildi. En sonra bir 35’lik alalım, cila yapalım dedik. Onda da farklılık olsun diye Beylerbeyi’nin Teragold’unu denedik. Teragold, adını toprak küplerde dinlendirilmesinden ve hafif sarımsı renginden alıyor. Toprak küplerden sonra da meşe fıçıda dinleniyor. 3 distile, %45 alkollü, anasonu güçlü bir rakı. Ben hafif genzi gıdıklayan ve baharatlı bir içimi olduğunu düşünüyorum. Değişik bir profil çiziyor yani, “Ben buradayım” diyor, ayrışıyor diğer rakılardan. Rakı olarak herkese uymayabilir o yüzden, zira herkese uymak için yuvarlak olmak lazım! Tadı benim favorim olmaz, ama karakterli oluşunu sevdim, rakı dünyamızda böyle denemeler yapılması bence muazzam kıymetli.

Bunca güzel lokmadan, deniz kenarında hafif üşüme hissini özlediğimizi fark ederek yudumlanan rakılardan sonra, son vapurun yaklaşmasıyla ufak ufak toparlandık, hesabı aldık. Uygun fiyatlı meyhanelerden değil burası, ama öyle en pahalılardan da değil; epey yiyip içtiğimizi de göz önünde tutunca kişi başı 350 lira ödemek normal geldi, çünkü yediğimiz her şey iyiydi. Tek kusur, cumartesi yoğunluğuna bağlı olarak serviste bazı aksamalar olması ve adisyonda birkaç küçük hata olmasıydı, ama söylediğimizde hemen düzeltildi; yoğun günlerde böyle şeyler olması normal bence. İnsan yediğini içtiğini beğenince tolerasyonu da artıyor tabii!

Mekanın müziklerini ayrıca çok beğendik, geçişler pek güzeldi, yormadı, bağırtmadı, ama eğlendirdi de… Meyhane konusunda zor risk alan, bilmediği meyhanelerden nadiren çok memnun kalktığı için hep müdavimi olduğu yerlere giden şu koca grubun hepsini birden mutlu etmek kolay değil doğrusu, sevdik seni Burgazada Barbayani!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s