Bahçelerin bahçıvanı kim?

Bahçelerin bahçıvanı

Merhaba, ben Merin Sever.

Nitelikli kitapları, iyi yemekleri, ufkumu açan seyahatleri ve bence bu gibi her şeyi birbirine bağlayarak anlamlı kılan felsefe, tarih, antropoloji, sosyoloji ve kültürel çalışmaları derinden bir tutkuyla seviyorum. Hayata zevk katan bahçelerde gezinir gibi gezindiğim bu alanları yansıttığı için, buranın adı “Dünyanın Bahçeleri”… Bu bahçelerde birçok şeye yer var; kimi zaman öğrendiklerimi kimi zaman izlenimlerimi kullanarak zihnimdekileri kelimelere döküyorum.

Aldığımız eğitimden okuduğumuz kitaplara, ailemizin yaptıklarından arkadaşların -bazen çok isabetle!- “bozdukları”na, soframızı kimle paylaştığımızdan nereleri görmeyi tercih ettiğimize, bunların hepsinin hem bir yandan bizi yansıttığını hem de bizi dönüştürdüğünü düşünüyorum. O yüzden kendim hakkında kısaca bilgi vermem belki anlamlı olur diye düşündüm. Lisansımı İstanbul Siyasal’da Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında tamamladım, ardından aynı alanda Galatasaray Üniversitesi’nde yüksek lisansa devam ettim. Tez araştırmam için bir buçuk yıla yakın Fransa’da yaşadım, tamamladım, ardından İstanbul’a döndüm. İstanbul Siyasal’da aynı alanda doktoraya devam ettim, şu an -ve muhtemelen bir süre daha- tez sürecindeyim. 2013’ten beri de İletişim Yayınları’nda çalışıyorum. Temel meraklarım, araştırma alanlarım siyasi tarih eksenli gelişti diyebilirim; milliyetçiliğin doğuşu ve yükselişi, modern ulus-devletin oluşumu, kimlik inşası, birey ve vatandaşlık algısının gelişimi gibi… Buna elbette, her alana, incelediğim her şeye bakışımı etkileyen feminizm, özgürlükçülük ve çoğulculuğu katmak gerek; zira bunlar birer “merak” alanından çok, insanın dünyaya bakışını belirleyenler.

Akademik eğitimimiz esnasında öğrendiklerimizin aslında hayatla iç içe olduğunu, düşünüldüğü gibi kopuk olmadığını, olmaması gerektiğini düşündüm hep. Belki bunda, bir döneme kadar krallar ve savaşlardan ibaret yazılan siyasi tarih kitaplarındansa sosyo-ekonomik tarih yazım ekolünde yazılanları tercih etmemin ve gündelik hayatın tarihini öğrenmeyi sevmemin etkisi büyüktür. Aslında anlatılan hep bizim hikâyemizdi ve bu hikâyelerin nereden fırlayacağı da belli olmuyordu nihayetinde! Osmanlı tarihi dersinde bir anda kıymalı elma dolmasına (tuffahiye) gelebilir konu, zira neden gelmesin? (Bunun kafamdaki klasörü mesela “Osmanlı tarihi > padişahların halka iaşe temini meselesi > imarethaneler > imarethanelerde danadansa kuzu eti verilmesi > kuzu etli yemekler > tuffahiye” şeklinde.) Yahut “yabancı düşmanlığı”, sanki mutfakta yeni şeyler denemekle, yeni tatlara kapalı olmakla çok mu alakasız? Ya tam tersi, kozmopolitanizm, evrenselcilik yahut başka adlarıyla dünyayla bütünleşme çabası, okuduklarını, izlediklerini, yaşayışını, yediklerini, kimlerle arkadaş olmayı seçtiğini, kısaca tüm tercihlerini etkilemez mi bir insanın? Ulus-devletler çağında yaşamamız, birçoğumuza yemeklerin coğrafyalara ait olduğunu unutturup “şu yemek senin, hayır esas benim” çekişmesine sebep olmadı mı? Resmî eğitimin politik öğretileri, aslında hayatımızın her alanına sızmadı mı?

Hepimizin zihninde böyle bağlantılar var esasen. İşte tam da bu yüzden, ben de benim bahçelerimin, tıpkı bir büyük bahçeyi oluşturan tarhlar gibi, yürüyüş yollarıyla birbirlerine bağlandıklarına inanıyorum. Araştırma kitaplarının yanında, edebiyat kitaplarının da sadece bir hikâye anlatmanın epey ötesinde bilgi verdiğini, hele gündelik hayatın bir zamanlar veya bir başka coğrafyada nasıl olduğuna dair esas bilgiyi romanlardan öğrendiğimizi daha sonraları fark ettim. Onları daha farklı bir gözle okumaya başlamanın yeni kapılar açtığını görmek, hem seyahatlerime yönelik okuma alışkanlıklarımı tamamen baştan biçimlendirdi hem de zaman içinde edebiyat eleştirisine de ilgimin artmasına sebep oldu. Ve işte böyle böyle, zaman içinde hepsi birbirine eklendi, bahçeler iyice genişledi. Yazdıkça arttı, attıkça yazdım. Şimdi, bunları hem bu blog’da toplamaya başladım, hem de elbette yenilerini ekliyorum. Öğrenmek karşılıklı, bunu iyi biliyorum, zira yıllar içinde dostlarımdan çok şey öğrendim.

İşte belki de hepsi bu yüzden, “paylaştıkça artsın” diye…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s